Size üniversitedeki mavi koltuktan bahsetmiştim hatırlarsanız...
Bu hafta o koltuğun müdavimlerinden olan, İstanbul'da yaşayan çok sevdiğim dostum Zeynep'i ziyarete gittik ailecek.
O mavi koltukta kıkır kıkır gülüp, dört sene sonraki halimize videolar çektiğimiz günler geldi aklıma, hahahahha :) 10 sene sonrasını hiç çekmedik ama halimiz çok komikti. Zeynep iki yaşındaki oğlunun bizi çok mutsuz bir şekilde karşılamasına biraz sinir oldu. Ben dört yaşında çocuk annesi olarak iki yaş sendromlarına ve uykusu gelen çocuk hallerine hakim olduğumdan: " Olur öyle şeyler yavrucum " Deyip durdum. Yalnız ben annelikte biraz daha tecrübeli olma halini çok sevdim. Çünkü bu alan kendini annelik rolünde keşfederken bir yandan sürekli bocaladığın, bazen doğrusunun ne olduğunu bilemeden el yordamıyla ilerlediğin ve çocuğunu büyütmüş mutlu annelere hasretle baktığın bir dönem olabiliyor... Haliyle canım arkadaşımı çok sevsem de bir parça tecrübeli- rahat anne pozu kesmiş olabilirim. Buradan siz değerli dostlarıma da bunu itiraf etmekte bir beis görmem, göremem! :))
Birbirine hoş bakışlar atmayan sevgili yavrularımızı oyuna dahil etme görevini babalara devretmeyi bildik. Onlar çocuklarla birlikte oturup trencilik oynar ve bir yandan sohbet etmeye çalışırken biz yeniden o mavi koltuğa dönmüş gibi heyecanla birbirimize son haberleri verme gayretindeydik. Annelikten sonra çok unutkan olmaya başladığımızı fark ettik mesela ve beynimizi üç kişilik kullanma durumundan kaynaklı olduğunda anlaştık. Bu çok iyi geldi :)) Bir de erkeklerin de lohusalık ve hassas dönemleri olduğu konusunda anlaşma sağladık. Sonra birbirimizi övme kısmına girdik ki, bunun verdiği enerjiyi verecek başka bir aktivite tanımam arkadaşlar. Eskiden de ne zaman bir araya gelsek, önemli bir süreyi buna ayırıp sonra da odalarımıza dağılırdık. O an aramızda olmayan arkadaşımıza da fotoğraf ve mesaj atmayı ihmal etmedik tabikisi de.
Senin anlayacağın harika bir buluşmaydı. Aslında harika bir gündü, demek isterdim ama İstanbul trafiği buna engel oldu diyebilirim. İstanbul'da yaşayan dostlar nasıl hayatta kalıyor, ne yapıyor da iş çıkışı eve ulaşabiliyor? Şehrin içinden çıkmaya çalışırkenki geçirdiğimiz süre, İstanbul- Bursa arası yolu ikiye katladı neredeyse. Tam trafik açıldı artık Bursa yolundayız ohh dedik, bu sefer de tırın bir tanesi hızla şerit değiştirip neredeyse bizi yok ediyordu. Bu güzel yazıya bu korkunç detayı eklemek istemezdim ama bazen güzel şeyler ve korkunç şeyler ardı ardına yaşanabiliyor arkadaşlar. Hayatın matematiği çok farklı. Bir de ben kontrolcü bir yapıya sahibimdir. Yola çıkmadan en az üç gün evvel başımıza kötü bir şey gelmesin diye olabildiğince iyi insan olmaya çalışırım, herkes hakkında iyi şeyler düşünmeye çalışırım filan 😆 Bak işte, kontrolcü yanıma hayat nasıl da nanik yaptı.
Olayın iyi tarafından bakarsak, bu yolculukta kontrolcü yanımın işlevsiz olduğu ve beni işlevsiz bıraktığı konuları da düşünme fırsatım oldu: Hâlen yüzememek, kendimi suya bırakamamak gibi.
Ve bir şekilde, anlık yaşanan o olayda başımıza kötü bir şey gelmemesi ve halen hayatta oluşumuz, ölümden çalınan zamanlar gibi hissettirdi. "Şükürler olsun, hayattayız!" Hissiyle doldum. ( Ya da yaşadığım korkuyu bu tür şeylerle süslüyorum :)
Öyle işte. Bu da böyle bir anı oldu...Ben bir şey daha anlatacaktım ama unuttum bak. Neyse nedenini artık biliyorsunuz diye tahmin ediyorum, hahahah :)) Haftaya da okullar açılıyor zaten. Öğrencileri çok özledim ama öğretmenlerin bazılarıyla keşke hiç karşılaşmasak! Neyse bir ara ondan da bahsederim, nasılsa bir süre yolculuk filan yapmayacağız :)) Hadi ben kaçtım beybiler 💃💃
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder